31 Ağustos 2015 Pazartesi

TAVADA MI PİZZA :O

13:45 Unknown




   Immm mıııhhhh mis mis...Bu tarife bayılmamak elde değil, eşimle canımız ne zaman pizza istese üşenmek yok mübalağasız 15 dakkada pişen bu tarife üşenen de varsa artık bilemiyorum yani :)
Bu tarifi Cahide Sultan'ın sayfasından bulmuştum, bulduğum güne şükürler olsun :) Demem o ki herkes yapsın hem kendi bildiğiniz malzemelerden oluşan bir pizza olacak hem ağzınıza layık olacak...Eee verebilirim o zaman ben tarifi sıkı durun ;)
   1 adet yumurta, 3 yemek kaşığı yoğurt, 1,5 yemek kaşığı kadar sıvı yağ, 3 fincan un(ben tamamen göz kararı koyuyorum, hamur ne çok cıvık ne de katı bir hamur olmayacak),  yarım yemek kaşığı şeker, iki fiske tuz, yarım paket kabartma tozu hepsini bir güzel tel çırpıcıyla çırpın hatta dilerseniz Nil Karaibrahimgil'in "SANA KEK YAPTIM" şarkısını uyarlayıp sana pizza yaptım şeklinde naralar atın olmadı gülüşlerinizi katın hamuruna  sonra da hiç şüpheniz olmasın ki o pizzanın tadından...Gel gelelim hamuru hazırladık şimdi ne yapacağız işin gırgırını bırak da onu anlat der gibisiniz pekiiii anlatıyorum sos hazırlıyoruz üstüne sürmek için   Sosu için:Salça/Ketçap, Kekik, Zeytinyağı güzelce karıştırıyoruz cıvık hamurun üstüne sürmek biraz zor olsa da başarıyla süreceğinizden eminim, sürdükten sonra üstüne dilediğiniz malzemeleri-mısırdı  sosisti sucuktu peynirdi mantardı kaşardı pizzada yok yok ki- koyabilir kapağını kapatıp 15 dakika kıssııık bir ateşte pişmesini bekliyoruz.Bu arada bir püf nokta; unutmayın ki en lezzetli yemekler kısık ateşte yavaş yavaş pişen yemektir.Tarif anlatmakta pek usta değilimdir kendim gözümün kararını çok kullandığım için ölçülere pek bağlı kalamıyorum ama tabi sorularınız olursa cevaplayabilirim elbette.Hepinize bol afiyetli sofralar dilerim o vakit...Bugünlük pizzacı kalın SEVGİLER ;)

30 Ağustos 2015 Pazar

Renklerin Dili

14:50 Unknown


SİYAH çıkmış karanlıklardan, karamsar bir ruhla tanıtmış kendini, geçmiş gitmiş diyemezsin; geçer lakin gitmez.Gitmez çünkü yaşananlar yol bilmez.Yol bilse yüreğinde değdiği yerler geçit vermez...Himaye eder, celb eder yine de boyun eğmez ve en belirgin en karanlık da olsa hafızalarda solmaya cesaret bile edemez...
BEYAZ şaşırmış siyahın söylediklerine masumiyetini koymuş orta yerlere, hepten atamamış kendini önlere masumiyeti temsil etmiş, saf, temiz yürekleri aramış kendine ev diye...Hayatı doyasıya yaşamayı, sevmeyi, ümit etmeyi, beklemeyi bile sevmiş en derin bir yerlerde.Söyleyecek çok sözü olmasına rağmen yutkunmuş şeffaflığına güvenmiş, bilirler beni neden anlatayım ki demiş kendi kendine.
KIRMIZI duymamış siyahla beyazı o kendini aşka vermiş, hırsa vermiş, tutkuya vermiş...Yürümemiş yolları koşmuş, içindekileri tutmamış söylemiş bir bir, hayal etmeyi değil tutkuyla yaşamayı yol bilmiş kendine..
MAVİ dinlemiş sessizce köşede ve şunları söylemiş hepsine:
Kaynayan taşların altından çıkacak serinlikten eminsen bir anlık acıya tahammül et.Kaldır at o taşları, kavra.Öyle bir kavra ki sıkıca, anlasın kararlılığını.Kaldır at ve fırsat ver karşına çıkmak isteyene; mavi çıksın ordan bütün tonlarında, izin ver mavi kubbe olsun sana, izin ver mavi vursun kıyılarına.Kıyılarda yaşa ama açılmaktan da korkma mavi huzura.Şimdi cesaretini topla ve başla hayatına çılgın mavi hareketler katmaya....

Hayatınıza renkleri koymaktan çekinmeyin sevgili okuyucularım, hayatınızı renklendirmekten hele hiçççç çekinmeyin, hayat kısa ve bu renklere ihtiyacımız var dahası güzel renklere...Kahverengi hayatımın çok az bir yerlerinde hep canlı renkleri sevmişimdir.Aşk'la öfkeyle kırmızıyı, masumiyetle beyazı, düşlerimle pembeyi, huzuru aradığımda maviyi, içime kapanmak istediğimde siyahı sevmişimdir.Renkleri barıştırın hepsi birbirini seviyor, evinize her rengi katın, bu uymaz şu uymaz demeyin.Rengarenk gününüz olsun, SEVGİLERİMLE ;)

NOT: Bu arada yazımda değerli sözleriyle katkısı olan kardeşim Feyza Yeşil' e teşekkür ediyorum :)


29 Ağustos 2015 Cumartesi

Bir Farmasi Öyküsü

15:21 Unknown

Farmasi ile sevgili kuzenim Tubukcüm sayesinde bir tanışıklığım oldu.Bir gün oturuyorken bir başladı başlayış o başlayış oldu nasıl anlatıyor nasıl bir görseniz aman allahım :) Anlattıklarında haksız da sayılmaz şimdilerde danışmanlığını yapıyor  kendisi bir att (acil tıp teknisyeni) Ben de bir farmasi üyesiyim bu arada :)


Gel gelelim nedir bu FARMASİ.İnsanların ihtiyaçlarını, bakım performanslarını, temizlik, sağlık gibi konularda yardımcı olacak imkanlara alternatifler sunan HELALİNDEN bir kozmetik firmasıdır.Ayrıca Türk malı olmakla birlikte 121 ülkede hizmet veriyor, çok önemli bir ayrıntı bence çoğu markalarda bulunan zararlı maddeler yok üstelik bu marka da.Dişlerimizden tutun da saçlarımıza, cildimize hatta yaşam alanımıza bile ihanet ederek kullandığımız o kadar ürün var ki piyasa da neden bunların yerine Farmasi geçmesin hem sağlıklı tamamen bitkisel ürünlerle çalışılıyor hem de yurdumuzun özünden çıkan özbeöz TÜRK malı...





Kullandığım ürünlerden bahsedeyim ben size mesela diş macunu gönül rahatlığıyla kullandığım bir ürün.Neden mi ? Çünkü içinde dişlerimizin git gide erimesine neden olan florür bulunmuyor.Sanırım herkes kullanabildiği kadar kendi dişlerini kullanmak ister var mı ötesi...Şampuan saçlarınızı sağlıklı uzatan dökülme karşıtı şampuanları var özellikle sarımsak özlü bir şampuanı var ama sarımsak kokmuyor size garanti verebilirim :) Romatizmalara iyi gelen, ağrıları hafifleten kremleri bile var her bi şeyi düşünmüşler.Güneşe alerjisi olan biri olarak güneş kremini kullandım gerçekten cildime parlaklık kattı ve güneşten sonra al al olan yanaklarıma kısacası büyük derdime deva oldu en çok da bunun için teşekkür ediyorum kendilerine :)

 
Makyaj malzemelerine gelirsek göz kalemi olsun rimeli, rujları son derece kaliteli bir kez daha söylüyorum bitkisel ve zarar vermiyor bazı marka göz kalemlerinin gözümün içinde dağıldığına şahit olmuşluğum var o dönem de soğumuştum misal ama farmasinin yumuşacık dokusu var tavsiye ederim değerli okuyucularıma ;)



Ha bir de bulaşık deterjanı ve çok amaçlı temizleyicileri de var zehirlenmeyelim hanımlar biraz kendimizi düşünelim artık di mi ama :)
Eveeet peki buraya kadar her şey güzel nasıl ulaşabilirim bu farmasiye derseniz onu da anlatayım.İsterseniz aşağıdaki linkten üyelik açabilirsiniz.

https://www.farmasiint.com/Marketing/Profil.aspx?RefId=829c340e-bb46-4197-bad2-18350193a489

 Ya da isterseniz bana ulaşabilirsiniz. Sorularınızı seve seve yanıtlarım. Yine isterseniz köklü bir araştırma yapıp Farmasi'yi daha yakından tanıma fırsatı elde edersiniz tavsiye benden gerisi sizden değerli okuyucularım :) Şunu da ekleyelim kar oranı gerçekten yüksek en azından diğer firmalara oranla ek iş olarak düşünebilirsiniz kendinizi geliştirmek için sosyalleşmek çevrenizdekileri bilinçlendirmek için düşünebilirsiniz..Her şeyden de önemlisi sağlık sağlık sağlık...Elimizden gitmeden ona iyi bakmak ümidiyle sevgiyle kalın :)

90'lı Yıllar

07:11 Unknown


   
Yazı geliyoooooorrr bomba gibi 90 larla....


İlk yazımda kendi çocukluğumun silinmeyen izlerini bırakan 90ların renkli mi renkli dünyasına değinmek istedim.Ne yalan söyleyeyim kendimi şanslı hissetmiyor değilim, geriye dönüp baktığımda bütün renkleri, kırmızısı,pembesi, yeşili ,fosforluları, cümbüşü baştan aşağı hissediyorduk.Ve önemli olan eski resimleri açıp baktığımızda kapatmak, görmemek istemek gibi düşüncelerimiz de yok aksine bakarken o kadar eğleniyor o kadar gülüyoruz ki çoook özlüyoruz.Hele o akıldan çıkmayan dizileri "Sıdıka"lı "Çılgın Bediş"li hakkını yemeyelim bir de bitmek bilmeyen yeniden yeniden yayına giren ve her seferinde oturup izlemekten sıkılmadığımız pembe dizileri hiç mi hiç unutamıyoruz :) Eskiden doğal güzellikler vardı ekranlarda, photoshoplar mı vardı yüzler pürüzsüz görünsün vallahi şimdi çirkin insan yok :) Ha diyeceksiniz o zaman da boya badana vardı son derece koyu renklerle yapılırdı makyajlar ama yine de bir masumiyet mi vardı ne :) 
80'ler çok arada kalan bir dönem derler büyüklerimiz.Ne yapsak etsek diyen modacılar yine de güzel şeyler yapmışlar aslında tuhaf, komik fakat akılda kalıcı vatkalarla omuzlar genişlemiş, havalanmış kadınlar, kırmızı rujlar, o kıvır kıvır permalı saçlar nasıl da toplanırmış şaşmamak mümkün değil :) Hepimizin evinde vardır böyle vatkalı omuzlu, permalı saçlı anne fotoğrafları, var olsun ben bayılıyorummm :)




   Veee bir de müzikler hala telefonumun müzik galerisi 90lar pop ile doludur.Silmeye kıyamadığım Sinan Özen, Oya Bora, Soner Arıca, Sibel Bilgiç, Tarkan, şarkılarım vardır.Eskiyi yaşatmayı sevdiğimden midir yoksa eskiye olan özlemimden midir bilmem ama çok yaşarım bu duyguları.Nostalji yapmak gelir birden aklıma açarım eski bir şarkıyı, ararım fiyonklu, puantiyeli kıyafetleri mutlu olurum bunlarla...Üniversitedeki arkadaşlarım bile yıllığımda bahsetmiş nostaljik giyimimden içimdeki düşleri renkleri yok edemiyorum.
   Kimi zaman geliyor karamsarlık kaplıyor her yanımı sonra geçtiğinde yine ben ben oluyorum.Nostaljik bir pastane açmayı, insanları sevmeyi, orda güzel projeler gerçekleştirmeyi isteyen düşlerime dönüyorum.Gerçekleştiremesem bile ben düşlediklerimi düşlemeyi seviyorum.İstemekten, hayal etmekten asla vazgeçmeyin.Ona ulaşamasanız bile düşündüğünüz için başarılısınız çoğu insan hayal edemiyor ve gerçekten hayalsizlik bir eksikliktir bana göre..Umarım hayallerinizi sevmekten vazgeçmezsiniz.


Trt'nin 50.yıl hediyesi olan nostaljik radyomla bugünkü yazıma veda ediyorum.Sıradaki şarkı size gelsin, en güzel düşleriniz gerçek olsun ;))

28 Ağustos 2015 Cuma

Merhaba ile başlamak gerek :)

14:58 Unknown

   Merhaba sevgili takipcilerim,

Öncelikle kendimi tanıtmanın ne denli zor olduğuna değinmek isterim.Çünkü insan kendini anlatamaz hani derler ya anlatmak mı yaşamak mı buna ancak yaşamak diye cevap verilebilir.Sadece yüzeysel bilgilerden ibaret kalır kendimizi tanımlamaya çalıştığımız kelimeler,oyun oynarlar bize "ben şuyum" deriz sonra ay yok ya aslında değilim diye iç geçiririz, bu noktada kendinden emin bir şekilde kendilerini tanıtan insanlara hayran kalmışımdır çünkü bu bize çok lazım diyerek felsefik konuşmaları bir yana bırakıp tanıtım aşamama geçeyim en iyisi :D
1989 yılında (80li yılların son çocuklarındanım demeden geçemeyeceğim :) ) bir 28 şubat gününde Ordu da dünyaya gözlerimi açmışım. İstanbul aşığı bir senedir Ankara da yaşayan aslen Samsunlu bir karadeniz kızı olmakla beraber, hırçınlığım, durgunluğum, öfkelerim, inişlerim, çıkışlarım, sevinçlerim, kızgınlıklarım ve dahası karadeniz gibi kendini ziyadesiyle belli eder.Marmara Üniversitesi Okul Öncesi Öğretmenliği ni bitirip İstanbul'un da tozunu attıktan sonra evlenerek Ankara'ya yerleştim.İnş bu blog hayırlı olur güzel şeyleri paylaşır düşlediklerimizi konuşuruz dileğim...Şimdilik bu kadar benden sevgiyle kalın :)

Bana Buradan Ulaşabilirsiniz

Want to attend the wedding event? Be our guest, give us a message.

Ad E-posta * Mesaj *